4 Rebî’ul-âhır 1448      15 Eylül 2026 Salı
Dinimiz İslam sitesinde ara :  
Ana Sayfa Sesli Yayınlar Evliya Filmleri Soru-İrtibat
2026 Yılı
Ramazan İmsakiyesi 2026 Ramazan İmsakiyesi
   
Hakîkat Kitâbevi
Yayınlarını

okumak için tıklayın >>
Merak Edilen Konular
> İl İl Bayram Namazı Vakitleri
> Oruç ve Ramazan
> Seher Vakti ve Sahur
> İftar Vermenin Fazileti
> Fitre Vermenin Önemi
> Teravih Namazı
> Kadir Gecesi
> Bayram Namazları
> Ramazan Bayramı
> Ramazan Özel Dini Mesajlar
> 2026 Dini Günler ve Geceler
> İlahiler (Sesli)
> Bütün Dini Konular (Sesli)

Ana Sayfa > Merak edilen konular > Bazı kaynak kitaplar > Namaz Kitabı

Yazı boyutunu büyütmek için      Yazıcı için
Namaz Kitabı

Sual: Hakikat Kitabevi yayınlarından “Namaz Kitabı” hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Bu kitap, dokuz bölümden meydana gelmektedir. Ehl-i sünnet itikadı, küfrü gerektiren sözler, namaz, abdest, gusül, teyemmüm, oruç, hac ve zekât bilgileri anlatılmaktadır. Sonunda da, namazın içinde ve dışında okunacak dualar yer almaktadır. Yani her Müslümanın bilmesi gereken zaruri bilgileri ihtiva eden, çok kıymetli bir kitaptır. Kitabın önsözünde özetle deniyor ki:
“İman ettikten sonra en mühim emir namazdır. Beş vakit namaz kılmak, her Müslümana farzdır. Kılmamak büyük günahtır. Namazı tam ve doğru olarak kılabilmek için, önce namaz bilgilerini öğrenmek lazımdır. Bu kitapta, namaz bilgileri kısa ve öz olarak bildirilmiştir. Birçok İslam âliminin kitabından istifade edilerek hazırlanan bu namaz bilgilerini, her Müslüman mutlaka öğrenmeli ve çocuklarına da öğretmelidir.

Namazın doğru kılınabilmesi için, namazda okunacak sure ve duaları da ezberlemeli. Hiç olmazsa, namaz kılabilecek kadar dua ve sureyi, bunları okumasını iyi bilen, tam telaffuz eden birinden öğrenmeli. Kur’an-ı kerimi doğru olarak okumasını mutlaka öğrenmeli, çocuklara da öğretmelidir. Kur’an-ı kerimin Latin harfleriyle yazılması mümkün değildir. Onun için aslını okumalı. Okuması çok kolaydır. Bir hadis-i şerifte, (Çocuklarına Kur’an-ı kerim öğretenlere veya Kur’an-ı kerim hocasına gönderenlere, öğretilen Kur’anın her harfi için, on kere Kâbe-i muazzamayı ziyaret sevabı verilir ve Kıyamette başına devlet tacı konur. Bütün insanlar görüp imrenir) buyuruldu.” Mealini okumak da aslının yerine geçmez.”

Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan ve www.hakikatkitabevi.com ile https://dinimizislam.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.

Sual: Bir kimse, gusül gerektiren bir durumda, boy abdestini almakta acele mi etmeli veya ne zamana kadar bunu geciktirebilir?

Cevap: Cünüp kimse, kılmadığı namaz vakti çıkıncaya kadar gusül etmezse, günah olmaz. Daha fazla geciktirmesi büyük günahtır. Hadis-i şerifte;

(Kirlenince, çabuk gusül abdesti alın! Çünkü kirâmen kâtibîn melekleri, cünüb gezen kimseden incinir) buyuruldu. İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyurdu ki:

“Bir kimse, rüyada bana dedi ki; ‘Bir miktar zaman cünüb kaldım. Şimdi üzerime ateşten gömlek giydirdiler. Hâlâ ateş içindeyim.”

Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Gusül abdesti almaya kalkan bir kimseye, üzerindeki kıl adedince yani pek çok sevap verilir. O kadar günahı affolur. Cennetteki derecesi yükselir. Guslü için ona verilecek sevap, dünyada bulunan her şeyden daha hayırlı olur. Allahü teâlâ, meleklere, bu kuluma bakınız! Gece, üşenmeden kalkıp, benim emrimi düşünerek, cünüblükten guslediyor. Şahit olunuz ki, bu kulumun günahlarını af ve mağfiret eyledim buyurur.)

Sual: Cünüp kimse, boy abdesti almadan bir şey yiyip, içebilir mi?

Cevap: Cünübün elini ve ağzını yıkamadan yiyip içmesi tenzihen mekruhtur. Çünkü ağzına, eline sürülen su, müstamel olur. Müstamel suyu içmek ise mekruhtur. Hayız gören kadın böyle değildir. Çünkü hayız hâlinde iken gusül abdesti alması emrolunmadı.

Sual: Cünüpken uyumanın dinen mahzuru var mıdı?

Cevap: Cünüpken uyumak, günah değildir.

Sual: Bir erkek, hanımı ile beraber aynı kaptan su alarak boy abdesti alabilir mi?

Cevap: Zevcesi, hanımı ile birlikte, bir kurnadan, bir kaptan gusül alması caizdir.

Sual: Namaz kılmaya başlamak için, niyet ne zaman yapılır?

Cevap: İftitah tekbiri söylerken niyet edilir. Daha önce de niyet etmek caizdir. Hatta, cemaat ile namaz kılmak için evinden çıkan kimse, niyet etmeden imama uysa, caiz olur. Fakat yolda, namazı bozan şeylerden birini yapmamak lazımdır. Yürümek ve abdest almak zarar vermez.

Sual: Gusül gerektiren durumlardan sonra, dinen olduğu gibi, tıbben de vücudun mutlaka her yerinin yıkanması gerekir mi?

Cevap: Vücudumuzun normalde bir statik elektrik dengesi vardır. Vücud sağlığı bu elektriksel denge ile yakından alakalıdır. Bu denge, psikolojik gerilimler, iklim şartları, giyim eşyaları, yaşama ve iş yerleri ve bu arada guslü gerektiren hâllerle bozulur. Bu elektriksel yük, öfke hâlinde normalin dört katına, guslü gerektiren hâllerde 12 katına çıkmaktadır. Günümüzde enfraruj (kızılötesi) ışınlarla dış derinin özel fotoğrafları çekilmiş, bu fotoğraflarda gusül gerektiren hâllerden sonra, vücudun bütün yüzeyinin fazla statik elektrik tabakasıyla örtüldüğü tesbit edilmiştir. Bu tabaka, derinin oksijen alışverişine engel olduğu gibi, cildin renginin bozulmasına ve çabuk kırışmasına sebep olur. Bu durumdan kurtulmak için vücudun iğne ucu kadar yeri dahi kalmayacak şekilde tamamen yıkanması gerekir. Böylece su zerreleri, olumsuz elektrik gerilimini alarak, vücudu topraklıyor ve yeniden normale döndürüyor. Bu açıdan gusül, tıbbi yönden de mutlaka yapılması gereken bir temizliktir.

Sual: Farz, vacib ve sünnet namazlarının niyetleri aynı mıdır, farklı olan var mıdır?

Cevap: Farzlarda ve vaciplerde niyet ederken, hangi farz ve hangi vacib olduğunu bilmek lazımdır. Mesela; “Bugünkü öğleyi kılmaya” diye, farzın ismini bilmek veya; “Vaktin farzı” demek lazımdır. Bayram, vitir ve nezir, adak namazlarını kılarken, bunların vacib olduklarını ve isimlerini düşünmek lazımdır. Rekat sayısını niyet lazım değildir. Sünnet kılarken, namaza niyet etmek kâfidir.

Sual: Cenaze namazı kılmak için nasıl niyet edilir?

Cevap: Cenaze namazına; “Allahü teâlâ için namaza, meyyit için duaya” diye niyet edilir.

Sual: Cuma ve bayram namazları için gusül almak gerekir mi?

Cevap: Cuma, fıtır, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı namazları için ve Arefe günü, Arafat Meydanı'nda gusül abdesti almak sünnet-i zevaiddir.

Sual: İbadet maksadıyla alınan abdestin, guslün ve su bulunmadığı zaman toprakla yapılan teyemmümün, insan bedenine, insan sağlığına ne gibi faydaları vardır?

Cevap: İbadet maksadıyla yapılan abdest ve gusül, beden sağlığımız için pek çok faydaları hasıl etmektedir. Bedenî faydalarının yanında, ruh sağlığı yönünden de faydası çoktur. Tesbit edilen sayısız faydalarından bazıları şöyle sıralanabilir:

1-Günlük hayatımızda, ellerimizin dokunmadığı yer, kapmadığı mikrop kalmıyor. İşte abdest alırken, el, yüz ve ayakları yıkamak, cilt hastalıkları ve iltihapları için en güzel bir korunmadır. Mikroplar, parazit bakterilerin bazıları vücuda deri yoluyla dâhil olurlar.

2-Solunum sistemimizin bekçiliğini yapan burnu yıkamakla, toz ve mikrop yığınlarının vücuda girmeleri önlenmiş olmaktadır.

3-Yüzün yıkanması, cildi kuvvetlendirir, baştaki ağırlığı ve yorgunluğu hafifletir. Damarları ve sinirleri harekete geçirir. Devamlı abdest alanların, ihtiyarlasalar, yaşlansalar bile yüzlerindeki güzelliklerinin gitmemesi bu yüzdendir.

4-Cünüblüğe sebep olan hâllerde büyük bir enerji harcanmakta, kalp ve dolaşım hızı artmakta, solunum hızlanmaktadır. Vücudun aşırı çalışmasıyla da yorgunluk, bitkinlik, uyuşukluk ve gevşeklik hissedilmekte, umumiyetle zihnî faaliyetler oldukça yavaşlamaktadır. Gusül ile vücut eski zindeliğini kazanır. Vücudu belirli aralıklarla devamlı yıkamak, koruyucu hekimlik yönünden fevkalade önemlidir.

5-Abdest ve gusül abdestinin, dolaşım sistemi üzerinde de olumlu tesirleri bulunmaktadır. Damarlardaki sertleşme ve daralmayı önler. Abdestte mevzii bir uyarılma vardır. Lenf sistemi, en önemli merkezlerinden biri olan burun arkası ve bademcikler yıkanarak uyarılmaktadır. Ayrıca boyun ve yanlarının yıkanması da, lenf sistemine tesir eder. Abdest ve gusülle kolaylaşan lenf dolaşımı sayesinde, lenfosit denen savaşçı hücreler vücudu zararlı unsurlardan korurlar ve vücut direncini arttırırlar.

6-Su bulunmadığı zaman toprakla yapılan teyemmüm de büyük ölçüde vücuttaki statik elektriği yok etmektedir.

Sual: Yeni Müslüman olan bir kimsenin, mutlaka gusül abdesti alması gerekir mi?

Cevap: Yeni Müslüman olan bir gayr-i müslimin, Müslüman olunca, gusül abdesti alması müstehabdır.

Sual: Bir kimse, gusül gerektiren bir durumdan sonra, gusül abdesti almadan Kur’ân-ı kerim okuyabilir, namaz kılabilir ve camiye girebilir mi?

Cevap: Bu konuda El-fıkh-ü alel-mezâhib-il-erbe’ada deniyor ki:

“Cünüp olan erkeğin ve kadının, gusül abdesti almadan evvel, abdestsiz yapılması caiz olmayan, amellerden birini yapması, dört mezhepte de haramdır. Mesela, cünüp iken, farz veya nafile namaz kılması helal değildir. Su bulamaz ise veya hastalık gibi bir sebeple, suyu kullanamazsa, teyemmüm etmesi lazım olur. Cünüp iken, farz veya nafile oruç tutması sahih olur. Kur’ân-ı kerimi tutması ve okuması haramdır. Kur’ân-ı kerimi abdestsiz tutmak da helal değildir. Mescide girmesi de haramdır. Düşmandan korunmak için veya bir hüküm çıkarmak için, bir iki kısa âyet okuması, mescidden kova, ip, su almak için veya başka yol bulamadığı için, girip hemen çıkması caiz olur. Dua niyeti ile bir kısa âyet, mesela Besmele okuyabilir. Mescide girmeden teyemmüm eder.”

Sual: Gusül abdesti alırken farz olarak yapılması gerekenler nelerdir?

Cevap: Hanefi mezhebinde gusülde mutlak yapılması gereken farz üçtür:

1-Ağzın hepsini iyice yıkamak. Ağız dolusu su içmekle de olur ise de, yutmak mekruhtur diyen âlimler olmuştur.

2-Burnu yıkamak. Burundaki kuru kir altını ve ağızdaki, çiğnenmiş ekmek altını yıkamazsa gusül sahih olmaz. Hanbeli mezhebinde, mazmaza ve istinşak, abdest alırken de, gusülde de farzdır.

3-Bedenin her yerini yıkamaktır. Bedenin, ıslatılmasında haraç olmayan yerlerini yıkamak farzdır. Yıkanan yerleri oğalamak lazım değil ise de, müstehaptır. İmam-ı Malik ile imam-ı Ebu Yusuf hazretleri lazımdır buyurdu.

Sual: Abdest alırken, yıkanacak uzuvları kaç kerre yıkamalıdır, belli bir sayısı var mıdır?

Cevap: Abdest alırken, yıkanacak yerleri, üç kerre su dökmek değil, üç kerre tam yıkamak sünnettir. Üçten fazla yıkamak mekruhtur. Üçü sayarken şaşırırsa, üç yapar. Fazla oldu ise, mekruh olmaz.

Sual: Hanefi mezhebinde abdest alırken niyet etmek de abdestin farzlarından mıdır?

Cevap: Hanefi mezhebinde, abdestin farzı dörttür: Yüzü, bir kerre yıkamak. Yüz, iki kulak memesi ve saç kesimi ile çene arasıdır. İki kolu, dirsekleri ile birlikte, bir kerre yıkamak. Başın dörtte bir kısmını meshetmek, yani yaş eli başa sürmek. İki ayağı, iki yandaki topuk kemikleri ile birlikte, bir kerre yıkamaktır. Şâfii ve Mâlikî mezheblerinde niyet de farzdır. Niyet, kalb ile olur, söylemek farz değildir. Mâliki mezhebinde abdeste başlarken niyet şarttır. Kulak memesi hizasındaki deri ve saçlar, Hanefîde yüzdendir, yıkamak farzdır. Mâlikide baştandır, meshetmesi farz olur. Şâfii mezhebinde yüzü yıkarken niyet etmek lazımdır. Su yüze değmeden önce niyet ederse, abdesti sahih olmaz. Yüz üzerindeki sakalı yıkamak farzdır. Sarkan sakalı, diğer üç mezhebde yıkamak farzdır. Şîiler, ayaklarını yıkamıyor, çıplak ayak üzerine meshediyorlar.

Sual: Namaz kılarken, namazla alakası olmayan fazladan yapılan bazı hareketler, namazı bozar mı?

Cevap: Namazdan olmayan fazla hareketler, namazı bozar. Rükuyu ve secdeleri çok yapmak ve abdest almaya gitmek bozmaz. Akrep, yılan öldürmek gibi özürlü çok hareketler de namazı bozmaz. Bir elin hareketi üçten az olursa bozmaz. İki el ile bir hareket de, namazı bozar denildi. Namaz içindeki tekbirlerde, elleri kulaklara kaldırmak bozmaz, mekruhtur.

Sual: Kur’ân-ı kerimdeki secde âyetleri okunduğunda, sadece okuyan mı secde eder?

Cevap: Kur’ân-ı kerimde, ondört yerde, secde âyeti vardır. Bunlardan birini okuyanın veya işitenin, manasını anlamasa da, bir secde yapması vaciptir. Başkasının okuduğu yerde bulunan, fakat işitmeyen kimse, secde etmez. Secde âyetini yazan, heceleyen, secde yapmaz. Tercümesini okuyan veya işiten, bunun secde âyeti olduğunu anlarsa, secde yapar.

Sual: Secde âyetleri okunduğunda, bunlar için tilâvet secdesi nasıl yapılır?

Cevap: Tilâvet secdesini yapmak için, abdestli olarak, kıbleye karşı ayakta durup, elleri kulaklara kaldırmadan, Allahü ekber diyerek secdeye yatılır. Üç kerre "Sübhâne rabbiyel-a'lâ" denir. Sonra "Allahü ekber" deyip ayağa kalkınca, secde-i tilâvet tamam olur. Önce niyet etmek lazımdır, niyetsiz yapılırsa kabul olmaz.

Sual: Namaz kılarken son rekatte otururken abdest bozulursa, bu namazı abdest alıp tekrar mı kılmak gerekir?

Cevap: Namazda iken, abdestini, guslünü bozacak bir şey yapmak haramdır. Son rekatte teşehhüt miktarı oturmadan önce yaparsa, namazı hemen bozulur. Teşehhüt miktarı oturduktan sonra yaparsa, namazı tamam olur. Teşehhüt miktarı oturmadan evvel, abdesti kendiliğinden bozulursa, hemen gidip tazeleyip, namazına devam edebilir ise de, baştan kılması efdaldir.

Teşehhüt miktarı oturduktan sonra, abdest kendiliğinden bozulursa, hemen abdest alıp vacib olan selamı verirse, yahut abdest almayıp, namazı bozan bir şey yaparsa, mesela selam verirse, namazı tamam olur.

Bir kimsenin tekrar tekrar abdesti bozulursa veya abdest almak kendine güç gelirse, bu kimsenin gusül, abdest ve namazda Mâlikî mezhebini taklit etmesi iyi olur. Çünkü Mâlikî mezhebinde, böyle özürler sebebiyle hastaların, ihtiyarların namazları bozulmaz.

Sual: İkindi namazının sünneti ile, öğle namazının ilk sünnetinin kılınışları farklı mıdır?

Cevap: İkindi ve yatsının ilk sünnetleri, Gayr-ı müekkededir. Bunların ikinci rekatlerinde otururken, ettehıyyâtüden sonra, Allahümme salli,  Allahümme barik sonuna kadar okunur. Ayağa kalkınca, üçüncü rekaatte, önce Besmele çekmeden, Sübhâneke okunur. Hâlbuki, öğle namazının ilk sünneti Müekkeddir, yani, kuvvetle emrolunmuştur, sevabı daha çoktur. Bunda, birinci oturuşta, farzlarda olduğu gibi, yalnız ettehıyyâtü okunup, sonra üçüncü rekat için, hemen ayağa kalkılır. Kalkınca, önce Besmele çekip, doğruca Fatiha okunur.

Sual: Öğlenin, yatsının ve akşam namazının sonunda ayrıca kılınan nafile namazlar var mıdır?

Cevap: Öğlenin ve yatsının farzından sonra dört rekat ve akşamın farzından sonra altı rekat daha namaz kılmak müstehabdır, çok sevaptır. Hepsini bir selam ile veya iki rekatte birer selam ile kılınabilir. Her iki şekilde de, ilk iki rekatleri, son sünnetler yerine sayılır. Bu müstehab namazları, son sünnetlerden sonra ayrıca kılmak da olur.

Sual: Namazda iken, birinin sözü ile yerini değiştirmek namazı bozar mı?

Cevap: Başkasının sözü ile yerini değiştirmek veya yanına gelene, onun sözü ile yer açmak namazı bozar. Fakat, biraz sonra, kendiliğinden hareket ederse bozmaz.

Sual: Bir kimsenin eli, ayağı kopmuş veya felçli ise, yahut abdest uzuvları mesela yüzü tamamen yaralı olup yıkamak mümkün olmuyorsa, böyle bir kimse nasıl abdest alabilir?

Cevap: Merâk-ıl-felâhın Tahtâvî hâşiyesinde deniyor ki:

“Abdest ve gusül azasının yarıdan fazlası yara ise, bu kimse teyemmüm eder. Yarısı yara ise, sağlam yerleri yıkar. Yaraları mesih eder, yaraya mesih zarar verirse, sargı üzerine mesih eder. Bu da zarar verirse, hiç mesih etmez.

Başında hastalık olup, mesih zarar verirse, mesih sakıt olur, yapmaz.

İki elinin ve iki ayağının yıkaması farz olan yerleri kesik olanın yüzü de yara ise, teyemmüm edemeyeceğinden abdestsiz kılar ve namazı iade etmez. Yüzü sağlam ise, yüzünü yıkatır. Yardımcısı yoksa, yüzünü toprağa sürer.

Sağlam kimsenin bir eli felçli, yaralı, kesik, çolak ise, diğer eli ile abdest alır. İki eli de böyle ise, elini, yüzünü toprağa sürer.

Yaranın, çıbanın, kırığın üstüne, bunları tedavi ve zarardan korumak için zaruri olarak sarılan sargı veya tahta, merhem, alçı açılıp yara yıkanamaz ve mesih edilemezse, bunların yüzeylerinin ekserisine ve arada kalan sağlam cilt üzerine mesih edilir. İmkân olursa, bunlar çıkarılıp yara üzerine mesih etmek ve sağlam cildi yıkamak lazım olur. Bunların abdestli olarak sarılması ve belli müddeti yoktur.

Sağlam ayağı yıkayıp diğerindeki sargıya mesih caizdir. Yara iyi olmadan, üzerindeki şey düşerse, abdest bozulmaz. Mesih ettikten sonra, mesih olunan şey değiştirilirse de bozulmaz.

Tırnak kırılır veya yara olursa, üzerine veya ayaktaki çatlağa konan merhemi kaldırmak zarar verirse, bu hâl zaruret olacağından, merhemin üstü yıkanır. Yıkamak zarar verirse mesih eder. Bu da zarar verirse mesih de etmez. Diğer üç mezhepte, böyle olduğu için başka mezhebi taklide imkân yoktur. Bu merhemin, cebîre gibi olduğu, İbni Âbidînde yazılıdır. Fakat, diş dolgusu ve kaplaması böyle değildir. Çünkü, Maliki veya Şafii mezhebini taklid mümkündür.

Kendi sebep olmayarak aklı giden veya bayılanın üzerinden altı namaz vakti geçerse, aklı gelinciye kadar kılamadığı namazları kaza etmez. Hasta kimse ise, ima ile de kılamadığı namazların sayısı ne olursa olsun, bunların iskatı için vasiyet etmez. İyi olursa, hepsini kaza eder.”

Sual: Elinde veya diğer abdest uzuvlarında egzama olan bir kimsenin, su ile abdest alması kendisine zarar verirse, ne yapması gerekir?

Cevap: Bu konuda Halebîde deniyor ki:

“Bir veya iki elinde çatlak, egzama veya başka yara olup, bunları ıslatmak zarar verirse, bu kimse abdest alamaz. Bu sebepten abdest alamayan kimseye, hatır ile veya para ile başkasının abdest aldırması, İmâm-ı a'zam hazretlerine göre müstehaptır. Başkasından yardım istemeden teyemmüm edip kılarsa, namazı kabul olur. Yardımcı veya para bulamazsa, teyemmüm etmesi, imâmeyne göre de, caiz olur.”

Bundan anlaşılıyor ki, yaralı eline eldiven takıp, eldiven ile abdest alabilirse, böyle abdest alması lazım olur.

Sual: Namazı abdestsiz kıldığını hatırlayan bir kimse ne yapar?

Cevap: Namazı abdestsiz kılan bir kimse, abdestsiz olduğunu hatırlayınca, namazı iade eder.

Sual: Dişlerde meydana gelen kireçlenmeler sebebiyle, buraların altına su ulaşmıyor. Bu sebepten dolayı başka bir mezhebi taklit etmek gerekir mi?

Cevap: Dartr veya kefeki denilen ve dişlerin dibinde hasıl olan kireçlenmeler, salgılardan, kendiliklerinden hasıl oldukları için ve buna mâni olan çare, ilaç bulunmadığı için, bunların mevcut olmasında zaruret vardır. İzale edilmesinde haraç olanlar, derideki çıbanın, yaranın üstündeki zar, kabuk gibi olup, altlarını yıkamak, dört mezhepte de lazım olmaz. Bunun için, başka mezhebi taklit lazım olmaz.

Sual: Guslederken, ağzına ve burnuna su vermeyi unutup, bu gusül ile namaz kılan kimse, sonra ağzına su vermediğini hatırlarsa nasıl hareket eder?

Cevap: Guslederken ağzını veya vücudundaki başka yerini yıkamayı unutup, namaz kılan kimse, sonra bunu hatırlarsa, sadece orasını yıkayıp farzı tekrar kılar.

Sual: Gusül ve abdestin vacipleri de var mıdır?

Cevap: Abdestin ve guslün vacipleri yoktur. Guslün sünnetleri, abdestin sünnetleri gibidir. Yalnız gusülde, abdestteki sıra ile yıkamak, sünnet değildir. Müstehapları da, aynı olup yalnız, gusülde kıbleye dönülmez ve dua okunmaz. Yalnız  besmele çekilir ve Kelime-i şehadet söylenir.

Sual: Denize veya havuza girip çıkmakla gusül abdesti alınmış olur mu?

Cevap: Havuzda, nehirde, denizde, yağmur altında ıslanan, ağzını ve burnunu da yıkasa, abdest ve gusül almış olur.

Sual: Teyemmüm yapmadan su aramak gerekir mi, gerekirse arama mesafesi ne kadar olacaktır ve namaz vakti girmeden de teyemmüm yapılabilir mi?

Cevap: Teyemmüm edilebilecek şey ile teyemmüm edilemeyecek şey karışık ise, yarıdan çok olanın ismi verilir. Teyemmümü, namaz vaktinden önce yapmak ve bir teyemmüm ile çeşitli namaz kılmak Hanefi mezhebinde caizdir. Diğer üç mezhebde, namaz vakti çıkınca teyemmüm bozulur. Misafir, bir milden yani 1920 metreden az, Maliki mezhebinde iki milden az uzakta su bulunacağını alametlerle veya akıllı, baliğ ve adil bir Müslümanın haber vermesi ile, çok zan ettiği zaman her tarafa doğru, dörtyüz zrâ' yani ikiyüz metre giderek veya birini göndererek yahut mümkün ise, yalnız bakarak suyu araması farz olur. Çok zan etmezse, suyu araması lazım olmaz. Yanında adil biri bulunan bir kimse, suyu sormadan teyemmüm edip namaza dursa, sonra su olduğunu haber alsa, su ile abdest alıp namazı iade eder. Bir milden uzakta su varken teyemmüm ile namaz kılmak caizdir. Eşyası arasında su bulunduğunu unutan kimse, şehirde, köyde değilse, teyemmüm ile namaz kılabilir. Suyunun bittiğini zanneden kimse, namazdan sonra suyunu görse, teyemmüm ile kıldığı namazı iade eder. Abdestsiz kılan da, abdestsiz olduğunu hatırlayınca, namazı iade eder

Sual: Secde-i sehv yapmak için iki tarafa da selam vermek gerekir mi?

Cevap: Secde-i sehv yapmak için, bir tarafa selam verdikten sonra, iki secde yapıp oturur ve namazı tamamlar. İki tarafa selam verdikten sonra veya hiç selam vermeden de, secde-i sehv yapmak caizdir.

Sual: Vücudunun her yeri yara olan bir kimse, gusül gerektiğinde ne yapar, nasıl gusül alır?

Cevap: Cünüp kimsenin vücut yüzeyinin yarıdan fazlası yara veya çiçek, kızıl gibi ise, gusül için teyemmüm eder. Derisinin çoğu sağlam ise ve yaralı kısımları ıslatmadan yıkanması mümkün ise, su ile gusül edip, yaraların üzerini mesh eder. Mesh etmek zarar verirse, üzerine bir veya birkaç bez koyup, bunu mesh eder. Elleri yara olan, yüzünü ve ayaklarını suya sokar. Suya sokamazsa, teyemmüm eder.

Sual: Kendisine su ile abdest aldıracak bir bakıcısı bulunan bir hasta,  teyemmüm yapabilir mi?

Cevap: Su ile abdest aldıracak bir yardımcısı bulunan hasta, teyemmüm etmez.

Sual: Hanefi veya Şafii mezhebinde olup idrar yollarındaki rahatsızlıktan dolayı idrar kaçıran bir kimse, her namaz vakti abdest almakta güçlük çekiyorsa, ne yapması, nasıl hareket etmesi lazımdır?

Cevap: Böyle olan hasta ve yaşlılar, gusül, abdest ve namazda Maliki mezhebinin şartlarına riayet ederek bu mezhebi taklit etmelidir. El-fıkh-u alel mezâhibil-erbe'a kitabında deniyor ki:

“Maliki mezhebinin ikinci kavline göre, özür sahibi olmak için, hastalık sebebi ile çıkan, abdesti bozan bir şeyin bir kere çıkması kafidir. Bir namaz vakti içinde devamlı çıkması lazım değildir. Namazdan evvel veya namaz içinde idrar, yel kaçıran hastaların ve ihtiyarların abdestlerinin ve namazlarının bozulmaması için, haraç ve meşakkat hâlinde, bunların Maliki mezhebini taklit etmeleri ve imam olmaları sahih olur.”

Sual: Abdest ve gusül alamayan hasta bir kimse de özürlü mü sayılır, özürlü gibi mi abdest alır?

Cevap: Özür, yalnız abdesti bozan şeylerdir. Abdest veya gusül abdesti alamayan hasta, özürlü olmaz. Böyle olan bir kimse, yerine göre, su değmeyecek uzvunu mesh ederek abdest alır veya teyemmüm ederek, namazlarını sağlam kimse gibi kılar.

Sual: Abdestte yıkaması emredilen uzuvlarda yara olan bir kimse, ne şekilde abdest alabilir?

Cevap: Abdest azasının yarısında yara olan kimse, su olduğu hâlde teyemmüm eder. Yara yarıdan azında ise, sağlamını yıkayıp, yarayı mesh eder. Gusülde, bütün beden bir uzuv sayıldığı için, bütün bedenin yarısı yara ise teyemmüm eder. Yaralı yer, yarıdan az ise, sağlamını yıkayıp yaraları mesh eder. Yaraya mesh zarar verirse, sargıya mesh eder. Buna da zarar verirse, meshi terk eder. Abdestte ve gusülde, başa mesh zarar verirse, başı mesh etmez. Eli çolak yahut elinde egzama, yara olup, su kullanamayan teyemmüm eder. Yüzünü, kollarını yere, kireçli, topraklı, taşlı duvara sürer. Elleri ve ayakları kesik olanın yüzü de yara ise, namazı abdestsiz kılar. Abdest aldıracak kimse bulamayan da, teyemmüm eder. Çocuğu, ücret ile tuttuğu kimse, yardıma mecburdurlar. Başkalarından da yardım ister. Fakat başkaları yardım etmeye mecbur değildir. Karı ve koca da, birbirlerine abdest aldırmaya mecbur değildirler.

Sual: Beş vakit namazı cemaatle kılmanın vacip olduğunu bildiren âlim olmuş mudur?

Cevap: Şartlar uygun olduğu zamanlarda, namazı cemaat ile kılmanın vacib olduğunu bildiren âlimler çoktur. Irak âlimlerine göre, vacibi özürsüz bir kere bile terk etmek günah olur. Terk etmeyi âdet ederse, söz birliği ile günah olur. Sünneti terk ise, günah olmaz. Bir camide cemaati kaçıran kimsenin, başka camide araması müstehabdır.

Sual: Hastalığı sebebiyle, su ile gusül alamayan bir kimse, ne şekilde gusül alır?

Cevap: Gusül abdesti alınca, hasta olmaktan veya hastalığının şiddetlenmesinden yahut uzamasından korkan kimse, gusül için teyemmüm eder. Bu korku, kendi tecrübeleri ile yahut Müslüman, adil tabibin söylemesi ile malum olur, bilinir. Fıskı, günah işlemesi dillere düşmüş olmayan tabibin sözü de kabul edilir. Soğuk olup barınacak yer, suyu ısıtacak şey, şehirde hamam parası bulamamak, hastalığa sebep olabilir.

Sual: Hastalık sebebiyle teyemmüm alan bir kimse, bu teyemmümle sadece bir vakit namaz mı kılabilir?

Cevap: Hanefi mezhebinde, bir teyemmüm ile, dilediği kadar namaz yani birkaç vakit namaz kılabilir. Şafii ve Maliki mezheplerinde her vakit namaz için yeniden teyemmüm alması gerekir.

Sual: Abdestli bir kimse, eğer uyur veya uyuklarsa abdesti bozulur mu?

Cevap: Abdesti bozanlardan birisi de uyumaktır. Uyumak, dört mezhepte de abdesti bozar. Hanefi mezhebinde, makadın gevşek olacağı bir hâlde, mesela yan veya sırt üstü yatarak veya dirseğine yahut bir şeye dayanıp uyumak, abdesti bozar. Dayandığı şey çekilince düşmezse, bozulmaz. Namazda uyumak, dizleri dikip, başını dizlerine koyarak, diz çökerek, bağdaş kurarak, teverrük ederek uyursa, bozulmaz. Teverrük, kadınların namazda oturdukları gibi oturmaktır. Bir dizini dikip, diğer uyluğu üzerine oturup uyursa bozulur. Çıplak hayvan üstünde uyursa, hayvan yokuş çıkıyor veya düz yerde gidiyorsa, bozulmaz.

Sual: Gusül gereken bir durumu olan bir kimse bunu unutup cuma günü için gusül alsa, cünüplükten temizlenmiş olur mu?

Cevap: Cuma, Fıtr ve Kurban Bayramı namazları için ve Arefe günü, Arafat Meydanı’nda gusül abdesti almak sünnet-i zevâiddir. Cünüp olduğunu unutan, cuma namazı için gusül alırsa, cünüplükten de temiz olur. Fakat, farz sevabına kavuşamaz.

Sual: Hasta, yaşlı olan kimseler su ile abdest alamaz ve ayakta namaz kılamazlarsa nasıl hareket ederler?

Cevap: Hastanın, abdest veya gusül ile veya hareket etmekle, hastalığının artacağı veya iyi olması uzayacağı, kendi tecrübesi veya mütehassıs Müslüman bir doktorun söylemesi ile anlaşılırsa, bu kimse teyemmüm eder. Hastalıktan sonra, ellerde ve ayaklardaki hâlsizlik de özürdür yine teyemmüme devam eder. İhtiyarlardaki, yaşlılardaki hâlsizlik de böyledir. Bunlar da, abdest için teyemmüm yapar ve namazlarını da oturarak kılarlar.

Sual: Takvimdeki namaz vakitlerinde yanlışlık olursa veya ezan erken okunursa, vakit girmediği için kılınan o namaz kabul olur mu?

Cevap: Bu konuda İbni Nüceym Zeyn-ül-Âbidîn hazretleri, "Kebâir ve Segâir" kitabında buyuruyor ki:

“Farz namazları vakti girmeden önce ve vakti çıktıktan sonra kılmak büyük günahtır. Büyük günah, ancak tövbe etmekle affolur. Küçük günahları affettirecek şeyler çoktur. Tövbe ederken, kılmadığı namazları kaza etmesi lazımdır. Kabul olan hac, büyük günahları temizler diyen âlimler, namazları kaza etmek lazım olmaz dememişlerdir. Namazı vaktinden sonraya özürsüz olarak geciktirmek günahı affolur demişlerdir. Ayrıca kaza etmek lazımdır. Kaza etmeye gücü varken kaza etmezse, ayrıca büyük bir günah daha işlemiş olur.”

Hanefi mezhebinde iftitah tekbirini vakit çıkmadan alan, Şafii ve Maliki mezhebinde bir rekati vakit çıkmadan kılan kimse, namazını vaktinde kılmış olur. Namazın hepsi vakit içinde tamam olmazsa, küçük günah olur.

Sual: Bazı kimseler, (Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu) hadis-i şerifini beş vakit namazın sünnetlerini terk edenler için olduğunu söylüyorlar, gerçekten bu böyle midir?

Cevap: Şeyh-ul-islâm Ahmed bin Süleymân bin Kemâl Pâşa hazretleri "Şerh-i hadîs-i erba'în" kitâbında;

(Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu) hadis-i şerifini şöyle açıklamaktadır:

“Bu hadis-i şerifte sünnet demek, islamiyet yolu demektir. Çünkü, mümin kimse, büyük günah işlese de, şefaatten mahrum olmaz. Hadis-i şerifte; (Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim) buyuruldu. Resulullah efendimizin Hak teâlâdan getirdiği dine tabi olmak lazımdır. Bunu terk eden, şefaate kavuşamaz.” Şir'at-ül-islâm kitabında deniyor ki:

“Bu hadis-i şerifteki sünnet, yapması vacip olan şeyler demektir. Bu da, Eshâb-ı kiramın, Tâbiîn ve Tebei tâbiînin imanı ve ibadetleridir. Bu sünnete yapışanlara, Ehl-i sünnet denir. O hâlde, hadis-i şerifin manası, inanılacak şeylerde, yapılacak ve sakınılacak işlerde Ehl-i sünnetten ayrılanlar, şefaate kavuşamayacaklardır demektir.”

Sual: Müslüman olduğu hâlde, namaz kılmayanın, namaza ehemmiyet vermeyenin veya şartlarını gözetmeyenin dini, imanı gider, yıkılır mı?

Cevap: Bu konuda Muhammed Ma’sûm Fârûkî hazretleri Mektûbât kitabında, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:

“İyi biliniz ki, namaz, dinin direğidir. Namaz kılan bir insan, dinini doğrultmuş olur. Namaz kılmayanın, dini yıkılır. Namazları, müstehab zamanlarında, şartlarına ve edeblerine uygun olarak kılmalıdır. Bunlar, fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Namazları cemaat ile kılmalı ve birinci tekbiri imam ile birlikte almaya çalışmalıdır ve birinci safta yer bulmalıdır. Camiye geç gelip, birinci safa geçmek için, safları yarmak, cemaate eziyet vermek haramdır. Bunlardan biri yapılmazsa, matem tutmalıdır. Kâmil, olgun bir Müslüman, namaza durunca, sanki dünyadan çıkıp ahırete girer. Çünkü, dünyada Allahü teâlâya yaklaşmak, çok az nasib olur. Eğer nasib olursa, o da zılle, gölgeye, surete yakınlıktır. Ahıret ise, asla yakınlık yeridir. İşte namazda, ahırete girerek, burada nasib olan devletten hisse alır. Bu dünyada hasret ve firak, ayrılık ateşi ile yanan susuzlar, ancak namaz çeşmesinin hayat suyu ile serinleyip rahat bulur. Büyüklük ve mabutluk sahrasında şaşırmış kalmış olanlar, namaz gelininin çadır etekleri altında vuslatın, matluba kavuşmanın kokusunu duyarak hayran olurlar. Allahü teâlânın Peygamberi buyurdu ki: (Bir mümin namaz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile onun arasında bulunan perdeler kalkar. Cennette olan huru'în onu karşılar. Bu hâl, namaz bitinceye kadar devam eder.)”

Sual: Beş vakit namazı, vakitlerinin girdiği kesin olarak bilinince, anlayınca mı kılmalıdır?

Cevap: Bu konuda İbni Âbidîn ve Şâfi'î El-envâr ve mâlikî El-mukaddemet-ül-izziyye şerhinde ve Mîzân-ül-kübrâda deniyor ki:

“Namazın sahih olması için, vakti girdikten sonra kılınması ve vaktinde kılındığını bilmek şarttır. Vaktin girdiğinde şüpheli olarak kılıp, sonra vaktinde kılmış olduğunu anlarsa, bu namazı sahih olmaz. Vaktin bilinmesi, vakitleri bilen adil bir Müslümanın okuduğu ezanı işitmekle olur. Ezanı okuyan adil değil ise, veya adil Müslümanın hazırladığı takvim yoksa, kendisi vaktin girdiğini araştırıp, kuvvetli zan edince kılmalıdır. Fasıkın veya adil olduğu bilinmeyen kimsenin, kıbleyi göstermesi, temiz, necis, helal, haram gibi dinden olan şeylere şehadet etmesi, söylemesi de, ezan gibi olup, ona değil, kendi araştırıp anladığına uyması lazımdır.”

Sual: Namazı kıldıktan, tesbihleri çektikten sonra nasıl dua etmeli, duada neler söylemeli, neler okumalıdır?

Cevap: Namazdan sonra yapılacak dua ile alakalı olarak Miftâh-ul Cennet kitabında, duada söylenecek ve okunacaklar hakkında şöyle bildirilmektedir:

“Elhamdülillahi Rabbil'âlemin. Essalâtü vesselâmü alâ resûlinâ Muhammedin ve Âlihî ve Sahbihî ecma'în. Ya Rabbi! Kıldığım namazı kabul eyle! Ahir ve akıbetimi hayr eyle. Son nefesimde Kelime-i tevhid söylememi nasib eyle. Ölmüşlerimi af ve mağfiret eyle. Allahümmagfir verham ve ente hayrürrâhimîn. Teveffenî müslimen ve elhıknî bissâlihîn. Allahümmagfir-lî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lilmü'minîne vel mü'minât yevme yekûmül hisâb. Ya Rabbi! Beni şeytan şerrinden, düşman şerrinden ve nefs-i emmârem şerrinden muhafaza eyle! Evimize iyilikler, helal ve hayırlı rızıklar ihsan eyle! Ehl-i islama selamet ihsan eyle! A'dây-ı müslimîni kahr ve perişan eyle! Kâfirlerle cihad etmekte olan Müslümanlara imdâd-i ilâhiyyen ile imdâd eyle! Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü annî. Ya Rabbi! Hastalarımıza şifa, dertli olanlarımıza deva ihsan eyle! Allahümme innî es'elükessıhhate vel-âfiyete vel-emânete ve hüsnelhulkı verrıdâe bilkaderi bi-rahmetike yâ erhamerrâhimîn. Anama, babama, evlatlarıma, akraba, ahbabıma ve bütün din kardeşlerime hayırlı ömürler ve hüsn-i hulk, akl-ı selîm ve sıhhat ve âfiyet, rüşdü hidâyet ve istikâmet ihsan eyle ya Rabbi! Âmin. Velhamdü-lillâhi rabbil'âlemîn. Allahümme salli alâ..., Allahümme bârik alâ..., Allahümme Rabbenâ âtinâ... Velhamdü lillâhi Rabbil'âlemîn. Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullahel'azîm elkerîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etûbü ileyh.”

Sual: Namaz kılamayacak kadar hasta ve yaşlı olan bir kimse, kılamadığı namazlar yerine fidye verebilir mi?

Cevap: Namaz, İbadet-i bedeniyye olduğundan, başkası yerine kılınamaz. Herkesin kendi kılması lazımdır. Ağır hasta ve çok ihtiyar, yaşlı kimse, kılamadığı namaz yerine fakire fidye, para veremez. Hâlbuki, oruç tutamayacak kadar hasta ve yaşlı kimse, tutamadığı oruçların yerine fidye vermesi lazımdır.

Sual: Farz namaz borcu olanın kıldığı nafile namazlar kabul olur mu?

Cevap: Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri, Fütûh-ul gayb kitabın buyuruyor ki:

“Müminin, önce farzları yapması lazımdır. Farzlar bittikten sonra, sünnetleri yapar. Ondan sonra, diğer nafilelerle meşgul olur. Farz borcu varken, sünnet ile meşgul olmak, ahmaklıktır. Farz borcu olanın sünnetleri kabul olmaz. Hazret-i Ali'nin bildirdiği hadis-i şerifte; buyuruluyor ki:

(Üzerinde farz namazı borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nafile namazlarını kabul etmez.)

Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin yazdığı bu hadis-i şerifi şerh eden Hanefî mezhebi âlimlerinden Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri buyuruyor ki:

“Bu haber, farz borcu olanların, sünnetlerinin ve nafilelerinin kabul olmayacağını göstermektedir. Sünnetlerin, farzları tamamlayacağını biliyoruz. Bunun manası, farzlar yapılırken, bunların kemallerine sebep olan bir şey kaçırılırsa, sünnetler, kılınan farzın kemal bulmasına sebep olur. Farz borcu olanın kabul edilmeyen sünnetleri bir işe yaramaz.”

Fütûh-ul-gaybın bu şerhi fârisî olup, İstanbul'da, Bâyezid Devlet Kütüphanesinde, 3866 numarada mevcuttur.

İbni Âbidîn hazretleri de, nafile bahsinde buyuruyor ki:

“Hadis-i şerifte;

(Tamam yapılmamış olan namaz, zekât ve başka farzlar, nafileler ile tamamlanacaktır) buyuruldu. İmâm-ı Beyhekî hazretleri, bu hadis-i şerif, yapılmış olan farzların içindeki sünnetler noksan kalırsa, nafilelerle bu noksanların tamamlanacağını göstermektedir. Yoksa, yapılmamış farzların yerine nafilelerin geçeceğini bildirmiyor buyurdu. Çünkü, başka bir hadis-i şerifte;

(Bir kimse, namazını tamamlamadı ise, o namazın üzerine, tamamlanıncaya kadar, nafile namazları eklenir) buyuruldu.

Bu hadis-i şerif, nafilelerin, terk edilmiş farzı değil, noksan olarak kılınmış farzı tamamlayacağını göstermektedir buyurdu.”

İmdâdın Tahtâvî hâşiyesinde de, bu hadis-i şerif zikredilerek, sünnetlerin, kılınmış olan farzdaki kusurları tamamlayacağı bildirilmektedir. İmâm-ı Gazâlî ve İbni Arabî hazretleri gibi Hanefi mezhebinde olmayan âlimler ise, nafilelerin özür ile kaçırılan farzların yerine konacağını bildirmektedir.”

Sual: Hanefi mezhebinde olan bir kimse, vaktin namazını kılmakta zor bir durumda kaldığında, namazı kazaya bırakmamak için, öğle ile ikindi namazını birleştirerek, aynı vakitte kılabilir mi?

Cevap: Hanefi mezhebinde, yalnız Arafat Meydanı'nda ve Müzdelifede hacıların iki namazı cem etmeleri lazımdır. Hanbeli mezhebinde, seferde, hastalıkta, kadının emzikli veya müstehaza olmasında, abdesti bozan özürlerde, abdest ve teyemmüm için meşakkat çekenlerde, âmâ olanın ve yer altında çalışan gibi, namaz vaktini anlamakta aciz olanın, canından, malından ve namusundan korkanın, maişetine, nafakasını kazanmasına zarar gelecek olanın, iki namazı cem etmeleri caiz olur. Namazı kılmak için işlerinden ayrılmaları mümkün olmayanların, bu namazlarını kazaya bırakmaları, Hanefi mezhebinde caiz değildir. Bunların, yalnız böyle günlerde, Hanbeli mezhebini taklid ederek, kılmaları caiz olur. Cem ederken, öğleyi ikindiden ve akşamı yatsıdan önce kılmak, birinci namaza dururken, cem etmeyi niyet etmek, ikisini art arda kılmak ve abdestin, guslün ve namazın Hanbeli mezhebindeki farzlarına ve müfsitlerine uymak lazımdır.

 
Geri dön
 
Ramazan 2026 sitesi Dinimizİslam.com'a aittir.
Sitemizdeki bilgiler, bütün insanların istifadesi için hazırlanmıştır. Orjinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan,herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.