4 Rebî’ul-âhır 1448      15 Eylül 2026 Salı
Dinimiz İslam sitesinde ara :  
Ana Sayfa Sesli Yayınlar Evliya Filmleri Soru-İrtibat
2026 Yılı
Ramazan İmsakiyesi 2026 Ramazan İmsakiyesi
   
Hakîkat Kitâbevi
Yayınlarını

okumak için tıklayın >>
Merak Edilen Konular
> İl İl Bayram Namazı Vakitleri
> Oruç ve Ramazan
> Seher Vakti ve Sahur
> İftar Vermenin Fazileti
> Fitre Vermenin Önemi
> Teravih Namazı
> Kadir Gecesi
> Bayram Namazları
> Ramazan Bayramı
> Ramazan Özel Dini Mesajlar
> 2026 Dini Günler ve Geceler
> İlahiler (Sesli)
> Bütün Dini Konular (Sesli)

Ana Sayfa > Merak edilen konular > Bazı kaynak kitaplar > İngiliz Casusunun İtirafları

Yazı boyutunu büyütmek için      Yazıcı için
İngiliz Casusunun İtirafları

Sual: İngiliz Casusunun İtirafları kitabında neler var?
CEVAP
Bu kitapta, İslamiyet’i bozmak, yok etmek için yapılan planlar ve vehhabiliğin kuruluşu anlatılmaktadır.

Bu kitap, 3 kısımdan meydana gelmiştir:
Birinci kısımda, İslamiyet’i bozmak, yok etmek için yapılan planlar ve vehhabiliğin kuruluşu anlatılmaktadır.

İkinci kısımda, müslümanlara yapılan, akla, hayale gelmeyen işkenceler ve Osmanlı devletini yıkmak için yapılan planlar bildirilmektedir.

Üçüncü kısım, Yusuf Nebhani hazretlerinin Hulasat-ül-kelam kitabından tercüme olup, hak dinin İslamiyet olduğunu ispat etmektedir.

İngiliz casusu Hempher, 18. asırda, kendisine devleti tarafından verilen emirlerde, Müslümanların kuvvetli noktalarını tahrip etmek için nelerin tavsiye edildiğini bildirmiştir. Bunlar özetle şöyledir:
1- Müslümanların arasında, ırkçılığı körüklemeliyiz.

2- Peygamberin, İslam’dan kastının mutlak din olduğunu, hoşgörüye dayandığını, bu dinin Yahudilik ve Hristiyanlık da olabileceğini, sadece İslam dininin olmadığı inancını aşılamalıyız.

3- Kilise yapmanın mahzuru olmadığını, Peygamber ve Halifeleri kiliseleri yıkmadığını, bilakis onlara hürmet gösterdiğini söylemeliyiz.

4- (Allah’ın ibadete ihtiyacı yok) diyerek Müslümanları, ibadetten soğutmaya çalışmalıyız.

5- Müslümanlığa bid’atler sokup, İslamı gericilik ve terör dini gibi göstermeliyiz.

6- Çocukları ailelerinden uzaklaştırmaya çalışmalı, böylece dini terbiyelerinden mahrum bırakmalıyız. Onları biz, gereği gibi eğitmeliyiz.

7- Örtü için, İslami bir emir değil, sonradan çıkmış bir adettir diyerek, kadının örtüsünü açmaya çalışmalıyız. Müslümanlığı yok etmek için, bu iş çok tesirlidir. Önce, bu işi gayrimüslim kadınlara yaptırmalıyız. Sonra, Müslüman kadınlar, kendiliğinden bozulup, gayrimüslimlere benzeyecektir.

8- Türbelerin bid’at olduğunu, bunun için hepsinin yıkılması gerektiğini söylemeliyiz.

9- Dinde zorlama yoktur, Hristiyanlar da, Yahudiler de kendi dinlerini yayabilir, kimse kimseyi dine girmeye zorlayamaz diyerek, dinin emirlerinin anlatılmasına mani olmaya çalışmalıyız.

10- Müslümanları Kur’an hakkında şüpheye düşürmeliyiz. Bu maksatla içinde noksanlık ve fazlalık bulunan, tahrif edilmiş Kur’an mealleri hazırlayıp, (Kur’an bozulmuş. Birbirini tutmuyor. Birinde bulunan ayet diğerinde bulunmuyor) demeliyiz. Yahudi, Hristiyan ve diğer gayrimüslimleri tahkir eden ve emr-i maruf ve nehy-i münkeri emreden ayetleri çıkarmalıyız. Kur’anı diğer dillere çevirip, Arap ülkeleri dışında Arapça okunmasına mani olmalıyız ve yine Arap ülkeleri dışında ezan, namaz, hutbe ve duaların Arapça yapılmasını önlemeliyiz. Herkes, Kur’anı kolay anlamak için kendi diliyle okumalıdır fikrini yaymaya çalışmalıyız.

Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan ve www.hakikatkitabevi.com ile dinimizislam.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.

Hempher’in hatıraları
Sual: İngiliz Casusunun İtirafları kitabı için, (Kitaptaki olayların doğru olduğunu ispat etmek mümkün değildir. Vehhâbîlerin ileri gelenleri de, bu kitabın aslının olmadığını söylüyor) deniyor. Vehhâbîlerin veya onları sevenlerin sözleri dinde ölçü olur mu?
CEVAP
Elbette ölçü olmaz. Kendilerinin de, sözlerinin de bir kıymeti yoktur. İngilizler bile bu kitabı müzelerinde sergilerken, inkâr etmezken, bunların böyle söylemelerini yadırgamamak imkânsızdır. Sanki İngilizleri savunuyorlar. İngilizler böyle kötü işler yapmaz mı demek istiyorlar?

ATV program yapımcısı Faysal Atıl, Londra'da British Museum'da İngilizlerin bu kitabı gururla sergilediğini görmüştür. (Bekir Hazar, 8 Şubat 2013 Cuma, Takvim Gazetesi)

Merhum hocamız, böyle söyleyenlere şöyle cevap vermişti:
İngilizler, Hristiyanlık propagandası yapmak için, Hempher’in itiraflarını neşretmişler, Müslüman yavrularını aldatmak için, İslam bilgilerini yalan yanlış yazmışlardır. Bu yalan ve iftiraları tashih ederek, gençlerimizi bu İngiliz hilesinden, tuzağından kurtarmak maksadıyla, bu kitabı biz de neşrediyoruz. Mezhepsizler, her memlekette Vehhâbîliği yaymaya çalışıyorlar. Hattâ Hempher’in itiraflarının, hayâl mahsulü olduğunu söylüyorlar. Fakat bu sözleri vesikasızdır. Vehhâbîlerin kitaplarını okuyarak, onların iç yüzünü öğrenen büyük İslam âlimi Habib bin Ahmed Haddad, (Misbah-ul-enam) kitabında, İngilizlere satılmış olan Muhammed bin Abdülvehhabın, Hempher ile beraber hazırladıkları, alçak yazılarına vesikalarla cevap vermektedir. 1801’de yazılmış olan bu kitap, 1995’de Hakikat Kitabevi tarafından basılmıştır. (İngiliz Casusunun İtirafları)

Sual: Hindistan'da İngilizlerin Müslümanları katlettiği, mallarını yağmaladığı, kıymetli eşyaları İngiltere'ye götürdükleri doğru mudur?
CEVAP
Bu konuda, Hindistan âlimlerinden Fadl-ı Hak, Es-sevret-ül-Hindiyye ve Mevlana gulâm Mihr Alî'nin buna yaptığı El-yevâkît-ül-mihriyye haşiyesinde diyorlar ki:
“İngilizler, ilk olarak, miladi 1600 senesinde, Hindistan'da Kalküte şehrinde, ticarethaneler açmak için Ekber Şâh'tan izin aldılar. Şâh-ı Âlem zamanında Kalküte'de arazi satın aldılar. Bunları muhafaza için asker getirdiler. Miladi 1714'te Sultan Ferruh Sîr Şâhı tedavi ettikleri için, bütün Hindistan'da, bu hak kendilerine verildi. Şâh-ı Âlem-i sânî zamanında Delhî'ye girerek, idareye hâkim oldular. Zulme başladılar. Hindistan'daki Vehhabiler, miladi 1858'de, Sünni, Hanefi ve sofi olan Sultan İkinci Bahadır Şâh'a, bidat ehli, hattâ kâfir dediler!.. Bunların ve Hindu kâfirlerinin ve hain vezir Ahsenullah hanın yardımı ile, İngiliz askeri Delhi şehrine girdi. Evleri, dükkânları basıp, malları, paraları yağma ettiler. Kadınları, çocukları dahi kılınçtan geçirdiler. İçecek su bile bulunmaz oldu.

Hümâyûn şâhın türbesine sığınmış olan çok yaşlı şâhı, çoluk çocukları ile, elleri bağlı olarak, kale tarafına götürdüler. Patrik Hudson, yolda şâhın üç oğlunu soydurup, don ve gömlekle bırakıp, göğüslerine kurşun sıkarak şehid etti. Kanlarından içti. Cesetlerini kale kapısına astırdı. Bir gün sonra, başlarını İngiliz kumandanı Hanri Bernard'a götürdü. Sonra, başları suda kaynatıp, Şâh'a ve hanımına çorba olarak götürdü. Çok aç olduklarından, hemen ağızlarına koydular. Fakat çiğneyemediler, yutamadılar. Ne eti olduğunu bilmedikleri hâlde, çıkarıp toprağa bıraktılar. Hain papaz Hudson;

-Niçin yemediniz? Çok güzel çorbadır. Oğullarınızın etinden yaptırdım, dedi.

Sonra Sultân'ı, hanımını ve diğer yakınlarını Rangon şehrine götürüp habsettiler. Sultân zindanda vefat etti.

Delhi'de üç bin Müslümanı kurşunlayarak, yirmi yedi bin kişiyi de keserek şehid ettiler. Ancak, gece kaçanlar kurtulabildi.

Hıristiyanlar, diğer şehirlerde ve köylerde de sayısız Müslümanları öldürdüler. Tarihî sanat eserlerini yaktılar. Eşi bulunmayan, kıymet biçilemeyen zinet eşyalarını gemilere doldurup Londra'ya götürdüler.”

Sual: İslamiyeti ortadan kaldırmak için İngilizlerin izlediği yol ne idi?
CEVAP
Bir İngiliz casusu olan Hempher, hatıratında diyor ki:
“Londra'daki Müstemlekeler Nezareti, Müslümanların kuvvetli noktalarını tahrip etmek için şu tavsiyelerde bulundu:

1- Müslümanların arasında, ırkçılık, milliyetçilik taassubunu körükleyecek ve onların dikkatlerini, İslamiyetten evvelki kahramanlıklarına çekeceksiniz. Mısır'da Firavunluğu, İran'da Mecusiliği, Irak'ta Babilliliği, Osmanlılarda Attila ve Cengiz zamanını ihya edeceksiniz.

2- Şu dört şeyi, gizli ve aşikâr yaymak lazımdır: İçki, kumar, zina ve domuz eti ve spor kulüplerinin birbirleri ile kavgaları. Bu işi yapmak için, İslam memleketlerinde yaşayan Hıristiyan, Yahudi, Mecusi ve diğer gayr-i müslimlerden azami derecede istifade etmek ve bu iş için çalışanlara Müstemlekeler Nezaretinin bütçesinden bol maaş bağlamak lazımdır. Bunun için, siyasi fırkaların ve spor kulüplerinin çoğalmasını sağlayacağız. Partileri ve kulüpleri birbirlerine düşman yapacağız. Birbirleri ile uğraşacaklar, din kitabı okumaya, dinlerini öğrenmeye vakit bulamayacaklardır. Avladığımız kimselere günlük gazete, dergi çıkartacağız. Gazetelerini, dergilerini, bol para ile, menfaatler ile besleyeceğiz. Satın aldığımız kimseleri, 'kurtarıcı', 'kahraman' gibi isimlerle medhettireceğiz. İslam dinini ve ahkam-ı islamiyeye bağlı olan idarecileri kötületeceğiz. Din terbiyesinin kaynağı olan aile yuvalarını yok edeceğiz. Bunun için, spor, güreş ismi altında, avret mahalleri, edeb yerleri açık kız ve oğlan resimleri neşrederek, gençleri fuhşa, livataya, cinsî sapıklığa sürükleyeceğiz. İslam ahlakını bozunca, İslamiyeti yok etmek kolay olur.

Çok cami yapacağız. Fakat, camilerde, hocaları değil, misyonerleri ve mezhepsizleri konuşturacağız. 'İslam müziği' ismi altında, çalgıları, şarkıları, radyoları camilere sokacağız. Camileri birer tuzak olarak kullanacağız. Camilere giden ve kadınları örtünen devlet memurlarını ve subayları, casuslarımız tesbit edecek, bunlar, vazifelerinden uzaklaştırılacaklardır. Ahkam-ı islamiyeye uyan gençler, üniversitelere alınmayacak, girmiş olanların diploma almaları engellenecektir. Sekreter, bu bilgileri gizli tutmamız için bize sıkı tembihte bulundu.”

Düşmanını tanımayan dostunu bulamaz

Dünyâyı anlayan, ondan sakınır. Ondan sakınan, nefsini tanır. Nefsini tanıyan, Rabbini bulur. Zira bir hadis-i şerifte; (Nefsini tanıyan Rabbini tanır) buyurulmuştur. Dünyâ, insanı, Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeyler demektir. Kadın, çocuk, mal, rütbe, mevki düşüncesi, Allahü teâlâyı unutturacak kadar aşırı olursa, dünyâ olur. Çalgılar, oyunlar, fâidesiz, boş şeylerle vakit geçirmek, hep bunun için dünyâ demektir. Hadis-i şerifte:

(Dünyâ ile âhiret birbirinin zıddıdır, birbirine uymaz. Birini râzı edersen, öteki gücenir) buyurulmuştur.

Her insanda nefs vardır. Nefs, Allahü teâlânın düşmanıdır. Hep kötülük yapmak ister. Emirlere uymak istemez. Bir hadîs-i kudsîde, Allahü teâlâ; (Nefslerinizi, kendinize düşman biliniz! Çünkü, nefsleriniz, bana düşmandırlar!) buyurmaktadır.

En ahmak yaratık! Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri; "Nefs, yaratıkların içinde en ahmak olanıdır. Hep kendi zararını ister. Onun yakasını bırakmaya gelmez. Çünkü en büyük düşman nefstir" buyurmuştur. İnsan için en büyük düşman, kendi nefsidir. Bunu düşman bilmedikçe, insanın kurtuluşu imkansızdır. Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî hazretleri; "Her kim nefsini kendine dost edinirse, Allahü teâlâyı kendine düşman etmiş olur" buyurmuştur. Bir kalbde, iki sevgi olmaz. Ya Allahü tealanın sevgisi veya O''nun düşmanlarının sevgisi vardır. Kalb, hiç boş kalmaz. Bunun için hikmet ehli; "Kalbini düşmandan boşalt! Dostu kalbe çağırmaya lüzum kalmaz zira dostun muhabbeti, kendiliğinden kalbe gelir" demişlerdir. Seven, sevdiğinin dostlarını sever, düşmanlarına da düşman olur. Sevgi bunu gerektirir. Abdullah Mürteiş hazretleri; "Kul, Allahü teâlânın sevgisini, Allahü teâlânın sevmediklerine düşman olmakla kazanır. Allahü teâlânın sevmedikleri ise, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylerin hepsidir" buyurmuştur. Nefs, şeytan ve kötü arkadaş; bu üç düşmana karşı çok dikkatli ve uyanık olmak lazımdır. Zira bunlar, insanın imanını çalmak, yoketmek için uğraşmaktadırlar. Din büyükleri; "İmânın düşmanı dörttür: Sağda kötü arkadaş, solda nefsin hevâsı, istekleri, önde dünyâya düşkün olmak ve arkada ise şeytân, îmânı almak dilerler. Kötü arkadaş, yalnız insanın malını, parasını çalmak, dünyâsını almak için aldatanlar değildir. Arkadaşların en kötüsü, en zararlısı insanın dînini, îmânını, edebini, hayâsını, ahlâkını bozmaya uğraşanlar, böylece dünyâsına ve âhiretine, ebedî saâdetine saldıranlardır" buyurmaktadırlar.

İnsanın gizli düşmanları! İslâm âlimlerinden Ahmed Siyâhî hazretleri oğluna nasihat olarak buyuruyor ki: "Ey oğul! Dünyâya sarılmış, ona gönül vermiş olanlarla bulunma. Onlarla sohbet ve berâberlik gam, keder ve üzüntü getirir. Bu, tecrübe ile sâbittir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymayan, nefsinin arzu ve isteklerine uymuş kimselerle berâber olma. Böyle kimseler gizli düşman olup, insanın yüzüne karşı dalkavukluk yaparlar, gıyabında, arkadan ise aleyhinde bulunurlar." Nefis ve kötü arkadaştan sonra, insan için en büyük düşman şeytandır. Bu konuda Ahmed bin Âsım Antâkî hazretleri; "En tehlikeli düşman, sana en yakın, en gizli ve kalbi devamlı kötü vesveseleriyle meşgûl eden şeytandır" buyurmaktadır. Allahü teâlâ, iblîse, Resûlullah efendimize giderek, soracağı bütün suâllere doğru cevap vermesini emretti. İblîs yaşlı bir ihtiyâr şeklinde, Resûlullah efendimizin huzûruna geldi. Resûlullah efendimiz ona;

-Sevmediğin ve düşmân olduğun kimseleri söyle buyurunca, iblîs;

-Dünyâda en sevmediğim kimse sensin ve âdil sultânlar, tevâzu sâhibi zenginler, doğru sözlü tüccârlar, ihlâs sâhibi ve ilmi ile amel eden âlimler, dîn-i islâmı yaymaya çalışanlar, merhametli olanlar, tövbe edenler, harâmdan kaçınanlar, dâimâ abdestli bulunanlar, dâimâ hayır ve hâsenâtta bulunanlar, güzel huylu ve insanlara fâideli olanlar, Kur''ân-ı kerîmi tecvîde uygun okuyanlar ve herkes uyurken namâz kılanlardır dedi. Resûlullah efendimiz;

-Dünyâda sevdiğin, dost olduğun kimseleri söyle buyurdu. İblîs; -Zâlim sultânlar, kibirli zenginler, hâin tüccârlar, içki içenler, tegannî edenler, fuhuş yapanlar, yetîm malı yiyenler, namâza ehemmiyet vermeyenler, uzun dünyâ arzûlarına sâhip olanlar, hemen öfkelenip, öfkesini yenemeyenler benim dostum, sevdiğim kimselerdir cevâbını verdi.

"Kim sevilir, kim sevilmez""

İbn-i Vefâ hazretleri de, kendisinden nasihat isteyen bir kimseye şöyle buyurur: "Dîni dünyâ isteklerine âlet eden, herkesin îmânını bozan kötü din adamı iblîsten daha zararlıdır. Çünkü, şeytan vesvese verdiği için, mümin bir kimse onun düşman olduğunu bilir. İblîse uyduğu takdirde âsî bir kul olacağını anlar, günâhına derhâl tövbe eder. Kötü din adamı ise, hak ile bâtılı karıştırarak, nefslerinin arzusuna göre hüküm verirler ve doğru yoldan ayrılırlar. Kötü din adamlarından Allah''a sığın ve onlarla bir arada bulunmaktan sakın! Sâdık, iyi ve sağlam din âlimleriyle birlikte bulun." Hep hocasından nakil yapan bir zâta; "Sen hocandan ne öğrendin?" diye sual edilince; "Ben hocamdan, kimi sevip, kimi sevmeyeceğimi öğrendim" cevabını vermiştir.

Sual: İslam devletlerinin yıkılmasında olduğu gibi, dinin de bozulmasında, İngilizlerin yetiştirdiği mason din adamlarının da rolü olmuş mudur?

Cevap: İngilizler, yüzyıllardır İslam memleketlerini kana boyamakla kalmamış, İskoç masonları, binlerce Müslümanı ve din adamlarını aldatarak, mason yapmış, insanlığa yardım, kardeşlik gibi laflarla, seve seve dinden çıkmalarına, mürted olmalarına sebep olmuştur. İslamiyeti büsbütün yok etmek için, bu mürted masonları maşa olarak kullanmışlardır. Böylece, Mustafa Reşid Paşa, Âlî paşa, Fuad paşa, Midhad paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa ve Enver Paşa gibi masonları, İslam devletlerinin yıkılmalarında kullanıldıkları gibi, Cemâleddîn-i Efgânî ve Muhammed Abduh gibi masonlar ve yetiştirdikleri çömezler de, İslam bilgilerini bozmaya, yok etmeye alet olmuşlardır.

Bu mason din adamlarının yazdıkları yüzlerce yıkıcı, bozucu din kitapları arasında Mısırlı Reşîd Rızâ'nın Muhâverât kitabı, Arabiden çeşitli dillere tercüme edilerek, İslam memleketlerine dağıtılmakta, Müslümanların dinlerini ve imanlarını bozmaya çalışmaktadırlar. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumamış, anlayamamış bazı din adamının da bu akıntıya kapılarak felakete sürüklendikleri ve başkalarının da felaketlerine sebep oldukları maalesef görülmektedir.

Muhâverât isimli bu kitapta, Ehl-i sünnetin dört mezhebine çatılmakta, İslam bilgilerinin dört kaynağından biri olan İcmâ'-ı ümmet inkâr edilmekte, herkes; "Kitaptan, Sünnetten kendi anladığına göre amel etmeli" denilmektedir. Yani "dört mezhebi ortadan kaldırmalı" denilmektedir!..

Böylece, İslam bilgilerini kökünden yıkmaya çalışmaktadır. Müslümanlara, bu kitabın bozukluğunu ve zararlarını anlatmak için, "Din adamı bölücü olmaz" kitabı hazırlanarak, Türkçe, İngilizce ve Arabi dillerinde neşredilmiştir. Ayrıca, büyük İslam âlimi Abdülganî Nablüsî hazretlerinin Hulâsat-üt-tahkîk fî-beyân-ı hükm-ittaklîd vettelfîk, Yusuf-i Nebhânî hazretlerinin Huccetullahi alel'âlemîn, Muhammed Hayât Sindînin Gâyet-üt-tahkîk risâlesi ve Hind âlimlerinden Muhammed Abdürrahmân Silhetî hazretlerinin Seyf-ül-ebrâr kitapları, o zararlı kitaba tam bir cevap oldukları için Hakikat Kitabevi tarafından, bu dört kitap ofset yolu ile bastırılıp neşredilmiştir.

Sual: Bazı kimseler, "her bakımdan ilerleyebilmek için Batı''yı taklit etmek şarttır" diyor. Bunlara ne demelidir?

Cevap: Batı''nın inanç, örf, âdet, moda ve ahlaksızlıklarını taklit etmek medeniyet değildir. Müslüman milletin bünyesinde tahribat yapmaktır.

Rum isyanının baş planlayıcısı, Patrik Gregoryosun Rus Çarı Aleksandra yazdığı mektup ibret vericidir ki şöyledir:

"Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayr-i mümkindir. Çünkü Türkler, Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır.

Türkler zekidirler ve kendilerini müsbet yolda idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık duyguları da ananelerine olan bağlılıklarından gelmektedir.

Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını parçalamak, dini sağlamlıklarını zaafa uğratmak, zayıflatmak icab eder. Bunun da en kısa yolu, millî geleneklerine ve maneviyatlarına uymayan harici, dış fikirler ve hareketlere alıştırmaktır.

Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri; kendilerinden şeklen çok kudretli kalabalık ve zahiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir.

Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki tahribi tamamlamaktır..."

Mektupta ibret alınacak çok şey varsa da, en önemlisi şu iki husustur:

1-Türklerin maneviyatının ve dininin yıkılması için, Türkleri yabancı fikir ve âdetlere alıştırmaktır.

2-Türklere hissettirmeden bünyelerindeki tahribatı tamamlamaktır...

Bu hedeflere ise, Batı''nın inanç, moda, örf, âdet ve ahlaksızlıklarını, taklit ettirmekle ulaşılır.

Batı''nın ilim, fen, teknik ve her sahadaki fenni, teknolojik gelişmelerini almak elbette lâzımdır. Zaten İslamiyet bunu emreder. Yabancı dil öğrenmenin lazım olduğunu hadis-i şerifler haber vermektedir. Zeyd bin Sabit hazretleri;

“Resulullah efendimiz bana Yahudi dilini öğrenmeyi emreyledi. Öğrendim. Yahudilere gönderilen mektupların çoğunu bana yazdırırdı. Onlardan gelen mektupları bana okuturdu” buyuruyor.

Büyük İslam âlimi seyyid Abdülhakim Efendi, mükemmel Arabi, Farisî konuştuğu hâlde, zaman zaman; “Yabancı dil bilseydim, bütün dünyaya faydalı olurdum” buyurduğu nakledilmektedir.

Sual: Zamanımızda Müslümanların hâli ortadadır. İslamiyet yüce bir din olduğu hâlde, Müslümanlar niçin bu perişan hâle geldiler?

Cevap: İslamiyete karşı olanlar, asırlar boyunca yaptıkları kanlı ve acı tecrübelerle anladılar ki, imanını yıkmadıkça, Müslüman milleti yıkmaya, imkân yoktur. Her ilerlemenin ve yükselmenin hamisi ve teşvikçisi olan İslamiyeti, ilmin, fennin, yiğitliğin düşmanı gibi göstermeye yeltendiler. Genç nesillerin, bilgisiz, dinsiz kalmasını, onları manevi cepheden vurmayı hedef edindiler. İlim ve iman silahları çürümüş, hırs ve şehvetlerine kapılmış olan bazı cahiller, kafirlerin bu hücumları ile hemen bozuldu. Bunlardan bir kısmı, isimlerini siper edinip, Müslüman görünerek, fen adamı, kalem sahibi ve din âlimi, hatta Müslümanların hamisi şekline girip, temiz gençlerin imanlarını çalmaya koyuldular. Kötülükleri hüner, imansızlığı moda şeklinde gösterdiler. Dini, imanı olanlara gerici denildi. Din bilgilerine, İslam’ın kıymetli kitaplarına, irtica, gericilik diyenler oldu. Kendilerinde bulunan ahlaksızlıkları, Müslümanlara, İslam büyüklerine isnat ederek, o temiz insanları kötülemeye, evlatları babalarından soğutmaya uğraştılar. Tarihimize dil uzatıp, parlak ve şerefli sayfalarını karartmaya, hadiseleri değiştirmeye kalkıştılar. Böylece, gençleri dinden, imandan ayırmaya, İslamiyeti ve Müslümanları yok etmeye çalıştılar. İlmi, fenni, güzel ahlakı, fazileti ve yiğitliği ile dünyaya şan ve şeref saçan, ecdadımızın sevgisini genç kalplere yerleştiren mukaddes bağları çözmek, gençliği dedelerinin büyüklüğünden mahrum ve habersiz bırakmak için, kalplere, ruhlara ve vicdanlara hücum ettiler. Hâlbuki İslamiyetten uzaklaştıkça, ahlak bozulduğu gibi, her asrın icap ettirdiği yeni bilgilerde, üstünlüğü kaybediyor, hatta geri kalmaya başlıyorduk. Bu maskeli dinsizler, bir taraftan ilimde, fende geri kalmamıza, diğer taraftan, İslamiyetten uzaklaşmamıza sebep oluyordu. Garb, batı sanayiine yetişebilmemiz için, bu kara perdeyi kaldırmamız, çöl kanunlarından kurtulmamız lazımdır, diyorlardı. Bu suretle maddi ve manevi kıymetlerimizi yıkarak, vatanımıza, milletimize, dışarıdaki düşmanların, asırlarca yapmak istedikleri, fakat yapamadıkları kötülüğü yaptılar.

Sual: Müslümanların zayıf ve güçsüz kalmasına, İslamiyetten uzaklaşıp, birbirlerine düşmeleri mi sebep olmuştur?

Cevap: İngilizler, İslamiyeti yok etmek ve Müslümanları içeriden yıkmak için yetiştirdikleri casuslarını, Müslüman kılığında Müslüman ve bilhassa Osmanlı devletinin içine gönderiyorlardı. Bunlardan birisi de Hempher’dır. Hempher, hatıratında, kendisi gibi Müslüman devletlere gönderilen casuslardan ancak dördünün Londra'ya dönebildiğini anlattıktan sonra diyor ki:

“Sekreter, ilk birkaç raporumdan sonra, dördümüzün raporlarının tetkik edilmesi için, bir toplantı yaptı. Arkadaşlarım, vazifeleriyle alakalı raporlarını teslim ettikten sonra, ben de raporumu verdim. Benimkinden bazı kısmlarını not ettiler. Nazır, sekreter ve toplantıya katılanların bir kısmı, çalışmalarımı takdir ettiler. Fakat, yine de üçüncü sıradaydım. Birinciliği arkadaşım George Belcoude, ikinciliği ise Henry Franse kazanmıştı.

Türkçe ve Arabi lisanları ile Kur'ân-ı kerim ve ahkam-ı islamiyyeyi çok iyi öğrenmiştim. Fakat, nazırlığa Osmanlı Devleti'nin zayıf noktalarını gösterecek bir rapor hazırlamayı başaramamıştım... İki saat süren toplantıdan sonra, sekreter bu başarısızlığımın sebebini sordu. Ben de;

-Asıl vazifem lisan ile Kur'ân ve İslamiyeti öğrenmekti. Bunun haricindeki işlere fazla vakit ayıramadım. Fakat, bu sefer sizi memun edeceğim dedim. Sekreter;

-Şüphesiz sen muvaffak oluyorsun. Fakat, birinci olmanı isterdim dedi ve şöyle devam etti:

-Ey Hempher, gelecek seferki vazifen ikidir:

1-Müslümanların zayıf noktaları ile, onların vücutlarına girip, mafsallarını ayırmamızı sağlayacak noktaları tespit etmektir. Zaten, düşmanı yenmenin yolu da budur.

2-Bu noktaları tespit edip, dediğimi yaptığın zaman yani Müslümanların arasını açıp, onları birbirine düşürebildiğin zaman en başarılı ajan olacak ve nazırlık madalyasını kazanmış olacaksın...”

Sual: İslamiyete gericilik diye saldıranlar, ilerlemeyi, kalkınmayı, dini ortadan kaldırmakta mı aradılar?

Cevap: Dinimiz, din bilgileri ile fen bilgilerini birbirinden ayırmıştır. Din bilgilerinde, İslam ahlakında ve ibadetlerde en ufak bir değişiklik yapmayı şiddetle menetmiştir. Dünya işlerinde, fen bilgilerinde ise, her değişikliği yapmayı, bütün yeni keşifleri öğrenmemizi ve yapmamızı emretmiştir. Son senelerde Osmanlı devletini ele geçiren sözde aydınlar, dinimizin bu emrinin tam tersini yaptılar. Masonlara aldanarak, din bilgilerini değiştirmeye, dinin esaslarını yıkmaya çalıştılar. Avrupa'nın fende ilerlemesine, yeni keşiflere gözlerini kapadılar. Hatta fen bilgilerine, modern tekniğe uymak isteyen sultanları şehit ettiler. Masonların elinde maşa olarak, ilerlemeyi, teknikte değil de, dinde reform yapmakta, bölücülükte aradılar. Çok şaşılır ki, din bilgilerinin nezahetine dokunmak, son senelere kadar, siyasi partiler arasında da devam etti. Kendi partilerini desteklemedikleri için, siyasete karışmayan halis Müslümanlara kâfir diyecek kadar gafiller türedi. Allahü teâlâ, bu temiz, asil milleti böyle felakete sürükleyenlerden korudu. Yoksa, dinimizden ve güzel vatanımızdan mahrum olacak, dinsizlerin pençelerine düşecektik.

 
Geri dön
 
Ramazan 2026 sitesi Dinimizİslam.com'a aittir.
Sitemizdeki bilgiler, bütün insanların istifadesi için hazırlanmıştır. Orjinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan,herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.