Sual: Kimisi, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani gibi Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını severek okurken, kimisi de, bu kitaplara hakaret ediyor. Herkes niye aynı faydayı sağlayamıyor?
CEVAP
Baklava, iyi bir gıdadır; ancak şeker hastasına zararlıdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları da bid’at ehline kötü görünür. Onların hali, maymunun aynaya bakıp da, çirkinliğini görünce, aynayı kırmasına benzer. Yahut güneşten aynı enerjiyi alan elmanın kızarıp tatlılaşması, biberin ise, kızarıp acılaşması gibi bir şeydir. Her ne kadar, bunlar güneşten oluyorsa da, acılaşıp tatlılaşmaları kendilerindendir.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın feyzleri, nimetleri, ihsanları yani iyilikleri, her an insanların iyisine, kötüsüne, herkese gelmektedir. Herkese mal, evlat, rızık, hidayet, irşat, selamet ve daha her iyiliği fark gözetmeden göndermektedir; fakat insanların bir kısmı kabul ediyor, bir kısmı kabul etmiyor. Mesela güneş, hem çamaşır yıkayana, hem de çamaşırlara aynı şekilde parlarken, çamaşırcının yüzünü yakıp karartır, çamaşırları ise beyazlatır. (1/164)
Sual: Din bilgilerine İslam âlimlerine düşman olmak insanın imanını tehlikeye sokar mı?
Cevap: İslam ilimleri ve İslam âlimleri ile alay etmek küfür olur, imanı giderir. İslam âlimine söven, kötüleyenin de imanı gider kâfir, mürted olur. Âlim tanınan birini fıskı, günah ve bidat işmesi sebebi ile sevmemek lazım olur. İslam âlimlerini dünya işleri sebebi ile sevmemek günah olur. Salihleri sevmemek de böyledir. Hadis-i şeriflerde;
(Üç şey imanın lezzetini arttırır: Allahü teâlâyı ve Resûlünü her şeyden çok sevmek, kendisini sevmeyen Müslümanı Allah rızası için sevmek, Allahü teâlânın düşmanlarını sevmemek) ve (İbadetlerin en kıymetlisi, hubb-i fillah ve buğd-ı fillahdır) buyuruldu.
İbadeti çok olan mümini, az olandan daha çok sevmek lazımdır. İsyanı daha çok olan, küfrü ve fuhşu yayan kâfirleri daha çok sevmemek lazımdır. Allah için düşmanlık edilmesi lazım gelenlerin başında, insanın kendi nefsi gelir.
Sevmek demek, onların yolunda bulunmak demektir. İmanın alâmeti de; hubb-i fillah ve buğd-ı fillahtır. Bir hadis-i şerifte;
(Allahü teâlânın bazı kulları vardır. Bunlar, Peygamber değildir. Peygamberler ve şehitler, kıyamet günü bunlara imrenirler. Bunlar, birbirini tanımayan, uzak yerlerde yaşıyan, Allah için birbirini seven müminlerdir) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte de;
(İnsan, dünyada kimi seviyorsa, ahırette onun yanında olacaktır) buyuruldu. Onun yolunda bulunmazsa, sevgisi sahih olmaz.
Yahudiler ve Hristiyanlar, Peygamberlerini sevdiklerini söyliyorlar. Fakat, onların yolunda olmadıkları, uydurdukları yanlış yolda oldukları için, ahırette Peygamberlerinin yanında olmayacaklardır.
Yüksek ruhlar, sevdikleri ruhları yukarı çekerler. Alçak ruhlar da, aşağı çeker. İnsan, öldükten sonra, ruhunun nereye gideceğini, dünyada sevdiklerinin hâlinden anlamalıdır.
İnsan, başkasını tabiat icabı, akıl icabı, kendisine yaptığı iyilikler icabı veya Allahü teâlânın rızası için sever. Dünyada birbirlerini sevenlerin ruhları birbirlerini cezbettiği gibi, kıyamette de birbirlerini cezbederler. Kâfirleri seven onlarla birlikte Cehenneme gidecektir. Sevdiğine tabi olmamak, insanın elinde değildir. Sevmenin en kuvvetli alameti, sevgilinin sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemektir.
Sual: Her insan, kendi yaratılışına uygun olanları mı sevip onlarla dost olabilir?
Cevap: Hadis-i şerifte; (Herkes, kendisine ihsan edeni sever. Bu sevgi, insanın cibilliyetinde, yaratılışında mevcuttur) buyuruldu. Nefsine düşkün olan, nefsinin arzularına kavuşmak için kendisine yardım edenleri sever. Akıl ve ilim sahibi ise, medeni insan olmasına yardım edenleri sever. Kısacası, iyiler, iyileri sever. Fena, kötü kimseler de, kötüleri severler. Bir kimsenin sevdiklerine, arkadaşlarına bakarak, onun nasıl biri olduğu anlaşılır.
|